
2004 Kasım'ında Beşiktaş'ta bir internet kafede yemeğine Nba live oynuyordum. O zamanlar Boston'da olan Delonte iki sayı gerideyken son saniyede orta sahadan jump shot koyup bana maçı almıştı. Bu yazıyı o maçın hatırına yazdım.
Delonte West, çoocuklarına bakabilmek için 3-4 işte birden çalışan bir annenin evladıymış. Çocukluğunda kardeşleri ve annesiyle Amerika'nın bir ghettosundan diğerine taşınıp durmuşlar. Açık renkli teni, kırmızı saçları ve suratındaki doğum lekesi yüzünden yeni taşındığı mahallelerde hep kavgalara girermiş. Zaten asi bir çocuk olan Delonte, bu dışlanmalar yüzünden lise çağına geldiğinde istenmeyen bir tip olmuş. Okulun bela çıkaran öğrencilerinin bulunduğu, diğer öğrencilerle fazla görüşmelerine izin verilmeyen özel bir sınıfa konulunca; annesi Delonte'nin gangsta rap kültüründe yitip gitmesinden korkup onu babasının yanında yaşamaya yollamış.
Şu anki aksanını da kaptığı yer olan bu eyalet, bildiğiniz Amerika'nın köyüdür. En yakın komşu bir araba yolculuğu uzaklığındadır. Okulda babanızın avladığı geyikle hava attığınız bu hayat Delonte'ye ilaç gibi gelir. Sırf kendisi değil basketbolu da ciddileşir. Büyük şehrin yavşak basketbolu yoktur. Acımasızca sert oynanır oralarda. Normal saha bulunmaz, toprak ya da çim sahada Delonte'nin "16 kişinin tek topla one-on-one oynaması" olarak anlattığı bir biçimde oynarlar. Kimsede merhamet yoktur, herkes kendisi için mücadele eder.
Asi gençten savaşçıya dönüştükten sonra, annesinin yanına döner. One-on-onedan ibaret olan basketbolunu lise takımlarında törpüler. Kazanmayı o kadar önemser ki, kaybettiği maçlardan sonra çıldırır, takım arkadaşlarının yüzüne bile bakmaz, sinirinden ağlar. Üniversite takımlarının oyuncu seçme turnuvalarında kaybedilen maçlarda üzülen tek adamdır. Seçmelerde bile kazanmaktan başka şey düşünmemesi gözden kaçmaz. Önce Jameer Nelson'ın yedeği olarak geçirilen müthiş bir kolej kariyeri, ertesinde profesyonel basketbol gelir.
Bilindik bir Nba başarı hikayesi gibi dursa da West'in hikayesi aslında daha fazlası. Sadece mücedeleci bir karakterin gelişimini değil, bir akıl hastasını da anlatıyor. Maç kaybedince formasını ve şortunu çıkartıp evine donla giden adam Kobe olsa savaşçı ruhu falan deriz. Delonte bu donla eve gitme olayını yapmış, ama ne yazık ki onun örneğinde bu aynı zamanda bipolar akıl hastalığının da bir belirtisi. Geçtiğimiz günlerde motorsikletiyle kara yolunda giderken hız yaptığı gerekçesiyle polis tarafından durduruldu. Delonte'nin bacağında, bir tane de cebinde kocaman baretta türü tabancalar bulundu. Sırtında taşıdığı gitar kutusundan da pompalı tüfek çıktı. Ruhsatsız silah taşıma suçundan yargılanınca, akıl hastalığı da kamuya mal oldu bir şekilde.
En kral Nba oyuncuları genelde deli olanlar. Çünkü onlar basketbolu sadece bir oyun ya da para kaynağı olarak görmezler, onlar için hayatidir basketbol oynamak. Bu tarz adamlar çoğumuzdan daha çok zorlanır hayatla başa çıkmakla. Spor, resim ya da müzik gibi kaçabilecekleri, kendilerini ifade edebilecekleri bir şey ararlar. İverson'ın eline kağıt kalem verin yapacaklarına şaşırırsınız. Okuduğum kadarıyla West de hıristiyanlığı ve basketbolu seçmiş kurtarıcı olarak.
Playofflar sonrası Ariza'nın Hidayet üstündeki savunması övüldü. Fakat bence kısa boyuna rağmen Hido'yla topu aldığı her an savaşan Delonte tutmuştu onu en iyi. Şimdi mahkemesinden ötürü Cleveland'ın hazırlık kampına katılıp katılmayacağı belli değil. Belki de Lebron'nun sahada ortaya koyduğu "Birinci ikinci üçüncü hücum tercihi hepsi benim" tavrı itti hayatta en büyük sığınağı basketbol olan Delonte West'i uçurumun kenarından.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder